Pazarcı artık ‘Gel abla gel’ diyemeyecek

Toptan satış miktarının altında mal satanlar; pazar yerine mal getirilmesine, tahsis sahiplerince kullanılacak kimlik kartlarına ve bu kişilerce giyilecek kıyafetlere kadar bir dizi yeni düzenleme geliyor.

Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı, yeni düzenlemelere uymayanlara cezalar öngörüyor.

Tasarıya göre, halde, toptan satış miktarının altında mal satanlar; malların etiketlenmesine, pazar yerine mal getirilmesine, tahsis sahiplerince kullanılacak kimlik kartlarına ve bu kişilerce giyilecek kıyafetlere ilişkin çıkarılan yönetmeliklere aykırı davrananlar, 100 lira idari para cezasına çarptırılacak.

Satış yeri olmadan toptancı halinde veya pazarda satış yapanlara, 500 lira idari para cezası verilecek.

Aracılık hizmeti vermeden komisyon ücreti alanlara, aldıkları malın bedelini 15 gün iş günü içinde üreticiye ödemeyen komisyonculara, üretici ve üretici örgütleri dışında hallerde kendi aralarında mal alıp satanlara, tasarıdaki hükümlere aykırı olarak komisyonculuk yapan üretici ve tüccarlar ile satış yerinde izin almadan değişiklik yapanlara, 2 bin lira idari para cezası uygulanacak.

Toptancı halinden satın alınmayan veya toptancı haline bildirilmeyen malları taşıyanlara veya bunları depolayanlara; Bakanlıkça belirlenen asgari şartları ve bilgileri sözleşmelerde bulundurmayanlara; Bakanlık denetim elemanlarınca istenecek bilgi, belge ve defterler ile bunların örneklerini vermeyenlere veya eksik verenlere ise 2 bin lira idari para cezası verilecek.

Tasarı, malın miktarını, satış değerini, komisyon oranını ve ücretini gerçeğe aykırı bir şekilde üreticiye sunanlara ve haldeki atık malları ayıklayarak hal içinde veya dışında satanlara da 3 bin lira para cezası uygulanmasını öngörüyor.

Kap veya ambalaj üzerine ürünün bilgilerini yazmayanlar, malın kalitesine ve gıda güvenilirliğine ilişkin bilgilerde değişiklik yapanlar, 5 bin lira; serbest rekabeti engellemek amacıyla kendi aralarında veya üreticilerle ticari anlaşmalar yapan ilgili meslek odasının mensupları, fiyatların yükselmesine neden olanlar, düşmesine engel olmak için malları belirli kişilerde toplayanlar ve malları stoklayanlar ile gerçeğe aykırı analiz raporu düzenleyenler ve bu raporun düzenlenmesini sağlayanlara 10 bin lira idari para cezası kesilecek.

Tasarıya göre, geçiş yollarında mal teşhir edenlere ve satanlara, çevreyi rahatsız edecek şekilde satış yapanlara, alıcı veya tüketiciye karşı sözlü veya fiili muamelede bulunanlara ve atık malzemelerini belirlenen alanlarda toplamayanlara ya da satış yerini temiz tutmayanlara, 50 lira idari para cezası verilecek.

Ölçü ve tartı aletlerini hileli bir şekilde kullananlar veya hileli ve karışık olarak mal satanlar; malları gıda güvenilirliğine, teknik ve hijyenik şartlarına aykırı olarak satanlar; kaba, ambalajın üzerinde yazılı miktardan az mal koyanlar hakkında, 200 lira idari para cezası uygulanacak.

Bu cezaların bir takvim yılı içinde tekrarı halinde, idari para cezalar ı her tekrar için 2 katı olarak uygulanacak.

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Hasan Ali Çelik, komisyonlarında kabul edilen tasarı hakkında, soruları yanıtladı.

Çelik, tasarının yasalaşmasıyla, artık üreticilerin, üretici birlikleri vasıtasıyla mallarını pazarlayabileceklerini söyledi. Çelik, tasarıyla, hallerin 3 yıl içinde soğuk hava deposu, müzayede salonu ve laboratuvar oluşturması şart ı da getirildiğini bildirdi.

Hasan Ali Çelik, “Bu ÅŸartların yerine getirilmesi zorunlu. Bu eksiklikler giderilmezse 100 bin lira para cezası uygulanacak. Gene eksiklikler giderilmezse, eksikliklerini tamamlaması için bir yıl daha süre verilecek ve bu süre sonunda da yapılmazsa, o haller kapatılacak. Bir halin kapatılması, o belediye için toplum nazarında küçük düşürme olarak algılanacağı için, bu ÅŸartların yerine getirileceÄŸini düşünüyorum” dedi.

Komisyoncunun, satın aldığı ürünün bedelini üreticiye 15 iş günü içinde ödemek zorunda olduğunu, bu nedenle sattığı malın bedelini mutlaka alacağını belirten Çelik, üreticinin hale girmeden de sadece bildirimle ürününü satabileceğini vurguladı.

Hasan Ali Çelik, semt pazarlarındaki yerlerin yüzde 20’sinin üretici birliklerine ayrılacağını söyleyerek, “Böylece üretici, doÄŸrudan perakende olarak taze ve güvenilir bir ÅŸekilde ürününü satabilecek” diye konuÅŸtu.

Hal rüsumunu önemli oranda azalttıklarını kaydeden Çelik, halde sat ılan üründen alınan hal rüsumunu yüzde 2′den yüzde 1′e, hal dışında satı lan üründen alınan rüsumu ise yüzde 15′den yüzde 2′ye düşürdüklerini bildirdi. Hasan Ali Çelik, “Bu durum ürünlerin fiyatının azalmasına neden olacaktır. Tasarıda teknik anlamda fiyatların düşmesine yol açan ciddi iyileÅŸtirmeler var. Çünkü yüzde 15 hal rüsumu, kayıtdışılığı tetikleyen ve fiyatları artıran bir ÅŸeydi. Bu oranın düşmesiyle kayıtdışılık azalacak ve kayıt içine giriÅŸ saÄŸlanacak” dedi.

Hakem heyetlerinin daha iÅŸlevsel hale getirileceÄŸine iÅŸaret eden Çelik, gıda güvenilirliÄŸinin bu tasarı ile yükseltildiÄŸini söyledi. Çelik, “Bir gıdanın tarladan sofraya kadar geldiÄŸi yol takip edilmek suretiyle, ürünün künyesi oluÅŸturulacak. Böylece tüketici, ürünün nerede üretildiÄŸini bilecek” dedi.

Başkan Çelik, tasarının, ürünün üretildiği yerdeki hal ile tüketildiği yerdeki hal arasında, hal rüsumuna dair bir paylaşımı da öngördüğünü ifade ederek, bunun da denetim mekanizmasının daha güçlü bir şekilde işlemesini sağlayacağını belirtti.

Tasarının yasalaşmasıyla, hallerdeki ürün işlem miktarının artacağını söyleyen Hasan Ali Çelik, tasarının; sebze ve meyve dışındaki balık, et, süt gibi diğer gıdaların da uygun şartlar hazırlandığı takdirde hallerde satışı öngörebileceğini bildirdi.

Çelik, balık hallerinin de bu tasarı kapsamına alındığını belirterek, tasarının şubat ayı içinde yasalaşabileceğini ifade etti.

AA

Hortumlarla toplum mühendisliği yapılmış

TMSF BaÅŸkanı Ahmet Ertürk, 28 Åžubat’ta hortumlanan paraların akıbetini açıkladı. Bankalarda açıklanamayan zararlar olduÄŸunu söyleyen Ertürk, söz konusu paralarla toplum mühendisliÄŸi faaliyetlerinin finanse edildiÄŸini söyledi.

Görev süresi sona eren TMSF BaÅŸkanı Ahmet Ertürk, 28 Åžubat’ta hortumlanan paraların akıbetini Aksiyon’a anlattı
Ertürk, takibini yaptığı hortumlanan bankalarda açıklanamayan zararlar olduğunu söylüyor. Onun tespitlerine göre bu paralarla toplum mühendisliği faaliyetleri finanse edildi.

Ahmet Ertürk, Türkiye’nin son altı yılına damgasını vuran isimlerden birisi. 2004 yılının karlı bir Ocak gününde başına geçtiÄŸi ve 2010 yılı ocak ayının karlı bir gününde ayrıldığı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), yakın tarihte medya – ticaret – siyaset üçgeninde kurulan kirli iliÅŸkiler ağının ortaya çıkmasında çok önemli rol üstlendi. 28 Åžubat döneminde irtica yaygarası ile baÅŸlatılan postmodern darbe sürecinde hortumlanan onlarca bankanın ülkeye ve topluma verdiÄŸi hasarı azaltma yolunda en önemli adımlar bu altı yıl boyunca atıldı. Bankalardan hortumlanan ve bugün bile kimleri haksız yere zengin ettiÄŸi, hangi kirli iÅŸleri finanse ettiÄŸi tam belli olmayan paraların izi bu dönemde takip edildi.

TMSF’nin son altı yıllık performansı, kamu alacaklarının tahsil edilmesi kadar baÅŸka bir açıdan daha önem arz ediyordu. Yolsuzluk ve hortumlama yapanların, yanına kâr kaldığı anlayışı önemli ölçüde darbe aldı. Toplum, ülkenin birikimlerini kendi çıkarları uÄŸruna kullananların eninde sonunda hesap vereceÄŸine inanmaya baÅŸladı.

Bu dönem elbette kolay geçmedi. Ahmet Ertürk, batıkların tahsilatı için tam bir savaÅŸ verdiklerini söylüyor. Bunun ona bedeli ise hakkında hâlen devam eden 28 dava. Görev süresinin sonunda kendisine yönelik saldırıların artarak süreceÄŸini tahmin ediyor. Buna raÄŸmen Türkiye’de kamu görevlilerini korkutarak, sindirerek rant devÅŸirilen dönemin geride kaldığının altını çiziyor ve “Görev süremin bitmesini bekleyenler hiç heveslenmesinler.” diyor. Ortaya çıkan darbe senaryolarında, Türkiye için uygun görülen ekonomik ‘tedbirleri’ okudukça ‘dehÅŸete kapıldığını’ söyleyen Ertürk, bu senaryolara iÅŸ dünyasından ve özellikle de büyük sermayeden güçlü itirazlar gelmemesi konusunda ise ÅŸaÅŸkın. Bu gibi planlardan menfaat uman çevreleri eleÅŸtiren Ertürk, “Bu paranoyadan herkesin korkması lazım. O hastalıklı ruh hâlinin yarın kimi vuracağı hiç belli olmaz. Ben hâlâ iÅŸ dünyasından güçlü tepkiler bekliyorum.” uyarısı yapıyor.

Ahmet Ertürk’ün niyeti bundan sonra özel sektörde çalışmak. Ancak ismi önemli kamu kurumları için de geçiyor. Görünen o ki, baÅŸkanlık dönemi, Türkiye’nin kamu alacaklarının peÅŸine düştüğü bir dönem olarak kayıtlara geçen ünlü bürokrat, kariyerinin bundan sonraki bölümünde de çok konuÅŸulmaya devam edecek. Ahmet Ertürk, altı yıllık TMSF baÅŸkanlığı döneminin çok fazla gündeme gelmeyen ilginç ayrıntılarını ve yaÅŸadıkları süreçle ilgili çarpıcı tespitlerini Aksiyon’a anlattı.

-Sizin göreve gelmenizden önce TMSF’nin yapısında bir deÄŸiÅŸim yaÅŸandı. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz?

TMSF ilk olarak 1983 yılında Merkez Bankası bünyesinde bir birim olarak kuruldu. Daha sonra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun kurulmasıyla onun bünyesine geçti. 2003 yılı Aralık ayında Meclis’ten geçen 5020 sayılı yasa ile bağımsız bir kuruluÅŸ hâline geldi. Bağımsız bir kurum hâline geldikten sonraki ilk baÅŸkanı ben oldum. Biz 29 Ocak 2004′te göreve geldik ve hemen devamında 13 Åžubat’ta Uzan operasyonunu baÅŸlattık. Bu olay çok ses getirdi ve TMSF’nin bir anda kamuoyunda çok tanınan bir kurum hâline gelmesine sebep oldu. Bizi de bir anda vitrine çıkardı. Uzan ailesine yönelik zorlu bir operasyonun ekonomik boyutu kadar siyasi ve magazin boyutu da vardı. Ekonomi sayfaları kadar magazin sayfalarına da konu olduk ve bu olayla medya sektörüne girdik. Uzan’ın yayınlarına el konulmasıyla, TMSF ülkenin önemli bir medya grubu hâline geldi.

-Görev sürenizde sizi en fazla uğraştıran Uzan operasyonu muydu?

Elbette, en fazla ses getiren de oydu. Çok sayıda sektöre yayılmış bir gruptu. Medyayı da çok etkili ve tartışmalı ÅŸekilde kullanmaktan çekinmedikleri için çok büyük zorluklar yaÅŸadık. Biz daha göreve resmen baÅŸlamadan önce Uzan grubuna yapılacak yasal iÅŸlemlerle yatıp kalktık diyebilirim. Günler ve geceler boyunca devam eden bir hazırlık süreci yaÅŸadık. Çok iyi bir model oluÅŸturduk. O bakımdan operasyon sonrası Uzan ÅŸirketlerinin deÄŸeri düşmek bir yana arttı ve bu sebeple ÅŸirketleri çok iyi rakamlara satabildik. O kadar ince detaylarla çalıştık ki; iki televizyon kanalı var, Telsim var, günlük gazete var ve bunların saniye bile aksamaya tahammülü yok. Müdahalenin çok sancısız yürümesi gerekiyordu. Telefon operatöründeki kesinti, televizyondaki sıkıntı ÅŸirketin deÄŸerini düşürecekti. Bunları hep hesap ettik. Kimi yönetici atayacağımızdan bilgisayar altyapısına kadar her ÅŸeyi planladık ve hiçbir aksama olmadı. Mesela Kral TV’nin yayınını biz aksatmadık ama biz devralınca RTÜK kanalı kapattı; çünkü Uzanlar RTÜK payını ödememiÅŸti. Biz bu operasyon sırasında Uzan döneminin parasal sorunlarını da çözmek zorunda kaldık. Uzan’ın hiçbir yere para ödememek gibi kötü bir alışkanlığı vardı ve kimsenin bir ÅŸey söyleme cesareti bulamadığı yıllar yaÅŸanıyordu. Cep telefonu ÅŸirketindeki yükümlülüklerini yerine getirmemiÅŸti. Yurt dışı tedarikçilere para ödemiyordu. Yurt içinde alacaklıları vardı. Onun için bu operasyon bizim açımızdan da büyük bir cesaret ve hazırlık gerektiriyordu.

-Uzanlar size nasıl tavır aldı?

13 Åžubat öncesi Cem Uzan ve onun yöneticileriyle birkaç kez görüştük. O görüşmelerde biz bir taraftan operasyon hazırlığı yaparken, bir yandan onların bu iÅŸi masada çözmek isteyip istemediklerine baktık. Onlar, ‘kimse bize dokunamaz’ havası ile masaya oturdular. Benim Al Baraka’da çalıştığımı haber almışlar. AkÅŸam ana haberde sunucu, aynı zamanda o görüşmede bulunan kiÅŸi, beni, ‘Al Baraka’da çalışmış ama iyi bir adama benziyordu’ tarzında aÅŸağıladı ve tehdit etti. Müdahaleden önce ÅŸirketin parasal hareketleri bizim kontrolümüzdeydi. Ay başında çalışana ücret ödenecek, bunun için bizim onayımız gerekiyor. Ödeme biraz gecikti; çünkü öncesinde listeleri kontrol ediyoruz. Gruptan üst düzey bir yetkili aramış, “Ahmet Bey’e söyleyin çalışanlar İkitelli’den çıktı, TMSF’ye baskına geliyorlar, kendisine bir zarar gelmesin diye aradım” diye not bırakmış. Gelen giden olmadı tabii ama bu tehditleri yaptılar. Tabii bunlardan çok daha ÅŸiddetlisiyle benden önceki kamu görevlileri karşılaÅŸtı ve grubun haÅŸin tavrı onları etkiledi. Bize de aynısı olacak diye düşündüler. Fakat düşündükleri gibi olmadı. Biz her ÅŸeye raÄŸmen uzlaÅŸma istedik ama onlar olacaklara hiç ihtimal vermedikleri için çözümden kaçındılar.

-Sizin operasyonlarınız genelde banka sahibi medya patronlarına yönelik oldu. Yakın tarihte medya patronlarının finans sektörüne girmesi Türkiye ekonomisini nasıl etkiledi?

Toplumu etkileyen iki önemli güç merkezi banka ve medyadır. Dünyadaki örneklere bakıldığında, her iki sektörün aynı elde bulunmaması tercih ediliyor. Bu iki gücün birbirini kontrol etmesi saÄŸlanıyor. Türkiye’de bu yapılamadı. Ya medyası olanlar bankacılığa girdiler ya da tam tersi oldu. Burada amaç, banka varlığını medya gücüyle desteklemekti. Bu hem finansal ilkelere hem de ekonomiye hasar veren bir düşünce tarzıydı. Önemli olan, Türkiye siyasi sisteminin göz yumması hatta bu dengesizliklerden beslenmesi ve siyasi güç devÅŸirmeye çalışmasıdır. Ancak kimseye faydası olmadı ve topluma ciddi hasar verdi. Bu yanlışlara göz yumuldu, hatta alkış tutuldu.

Bütün bu dengesiz yapılar, hepimize ağır faturalar ödetti. Türkiye’nin refah düzeyi etkilendi. Varlık ve deÄŸer kaybettik. Bunun faturaları da kesildi. Siyasi aktörler bedeli siyaseten ödedi. Oyunun diÄŸer tarafındaki faturaları biz kestik çünkü yasal görevimizdi. Ülkenin çalınan paralarını geri almak bizim görevimizdi. Türkiye’de bugüne kadar yapanın yanına kâr kalmış. Böyle bir alışkanlık oluÅŸmuÅŸ. Toplumu pasifleÅŸtiren, çaresizliÄŸe sevk eden bir durumdu ancak biz bunu da kırdık. TMSF örneÄŸi gösterdi ki Türkiye’de mekanizmalar iyi çalıştığı zaman yanlışların bedeli ödeniyor. Kurumların iyi çalışması lazım. Bazı olaylar toplumun farkında olması ile çözülebilir. TMSF, topluma bu sorumluluÄŸu aşıladı. Biz de mütevazı bir rol oynadık.

-28 Şubat postmodern darbe sürecinde toz duman dağıldığında, onlarca bankanın içinin boşaltıldığını gördük. 28 Şubat darbesi ile bu sürecin finansal boyutu hakkında ne gibi tespitleriniz var?

28 Åžubat öncesinde Türkiye’yi o noktaya götüren bir süreç yaÅŸandı. 28 Åžubat’ın altyapısı kuruldu. Siyasi dengesizlikler ile ekonomik dengesizlikler birbirini destekledi ve rant kapma sürecine dönüştü. Siyaset ekonomideki dengesizlikleri, ekonomi çevreleri de siyaseti kendi lehine kullanarak hak etmedikleri kazançlara ulaÅŸtılar. Sonuca ulaÅŸmanın önemli bir aÅŸaması demokratik sisteme yapılan olaÄŸan dışı müdahaleler oldu. Demokratik sistemin en önemli özelliÄŸi ÅŸeffaflık ve hesap verilebilirliÄŸi öngörmesidir. Kapalı bir yapıda her türlü senaryoyu uygulayabilirsiniz. Antidemokratik yapıda toplum mühendisliÄŸi kadar finansal mühendislik de yapabilirsiniz.

28 Åžubat sürecinde ikisi bir arada ve eÅŸ zamanlı yürüdü. Biri toplumu, diÄŸeriyse ekonomiyi kendi kirli amaçları için yeniden düzenlemeyi amaçlıyordu. Bunlar birbirini destekledi ve 28 Åžubat’tan netice alındı. Süreç Türkiye’nin ciddi servet kaybıyla sonuçlandı ve sadece sisteme-siyasete deÄŸil ekonomiye de darbe yapıldı. 28 Åžubat aynı zamanda finansal darbedir. O yıllarda yaÅŸanan krizler de sözkonusu dengesizliklerin eseriydi. Yine bu çarpık sistemin eseri olarak ortaya çıkan 2001 krizi Türkiye’yi 20 sene geriye götürdü.

-Kapalı ekonomik yapıdan ciddi rantlar da devÅŸirilebiliyor…

Batık bankalar meselesine bakıldığında, bazı iş adamlarına bankacılık lisansı verilmesi, bazılarına banka teslim edilmesi veya yaptıklarına göz yumulması sürecinin yaşandığını görüyoruz. Buradaki uygulamalar masum bir uygulamanın değil, planlı bir senaryonun varlığına işaret ediyor. Bazen hissediyoruz, bazen de görebiliyoruz. Batık bankaları incelerken, bazen açıklanamayan bir kayıpla karşılaşıyoruz. Gizli, göremediğiniz kaçaklar var. Bu kaçakların bir kısmının, diğer amaçlara yani siyaseti ve toplumu yeniden dizayn etme amaçlarına hizmet ettiğini tahmin ediyorum. Normal şartlarda bankaların yaptıkları zararları açıklamak için bazı kalemlere bakarsınız. Mesela yüksek faiz ödemesi, verilen kredinin geri dönmemesi, işletme masrafları gibi kalemler vardır ve bunlardan oluşanlar, açıklanabilir zararlardır. Biz adı geçen bankaları incelerken, bütün kalemleri üst üste koyduğumuz hâlde, zararın toplamından daha yüksek çıktığını gördük. Demek ki paraların gittiği yerlerin gizlendiği, harcamanın nereye yapıldığının belli olmadığı noktalar var. Biz gizli harcamaları tespit ediyoruz ama paraların nerede kullanıldığını kayıtlardan bulmak mümkün olmuyor. Analiz ettiğimizde ise belli politik amaçları uygulamak, belli grupları finanse etmek, toplumu yeniden dizayn etme noktasında provokatif ve karanlık eylemleri finanse etmek için kullanıldığını düşünüyorum.

-Toplam kaç banka hortumlandı bu süreçte?

1994 – 2003 arası Türkiye’de 25 banka fona devredildi. Devlet açıklarını kapatmak için 30 milyar dolar ödedi. Hazine kaynağı içeriden yüksek faizle borçlanarak aldı. Faizleri hesapladığınızda rakam 60 milyar dolara çıkıyor. Kamu bankalarının zararları da dâhil deÄŸil. Görev zararı kılıfı altında, kötü yönetim ve kötü amaçlarla kamu bankalarını kullanmanın faturası ise 25 milyar dolar oldu memlekete. Biz 18,5 milyarını tahsil ettik. 3 milyar daha tahsilat bekliyoruz. Toplamda 21,5 milyarlık bir tahsilat olacak. Bu tahsilat, TMSF’nin özerk yapısı ve özverili çalışması ile oldu ama kolay olmadı. Bir savaÅŸ vererek geri aldık. Burada önemli olan bir husus da, memleketin parasının kurtarılması kadar, TMSF’nin baÅŸarısı ile toplumdaki, ‘yolsuzluk yapanın yanına kâr kalıyor’ anlayışını yıkmasıdır. Bunu da bir artı olarak memleketin hanesine yazmak lazım.

-Türkiye’deki darbelerin ekonomik faturası hakkında neler söylenebilir?

Her darbe ülkeyi ekonomik olarak yıllarca geriye götürüyor. Ekonomide önemli olan istikrar ve öngörülebilirliktir. Ekonomik büyüme dışarıdan kaynak teminine baÄŸlı bir durum ve bunun içinde demokratik ve ilerisi görülebilen bir yapı oluÅŸturmak gerekiyor. Türkiye yıllardır 3. dünya ülkeleri ile aynı kredi notunu alıyor; çünkü dışarıda darbeler ve istikrarsızlıklar ülkesi olarak biliniyoruz. Bu durum yabancıların Türkiye’ye bakışını bir kalıp hâline getirdi. Darbeler kendi hukukuyla geliyor. Darbe hukuku keyfilik, öngörülemezlik, kapalılık ve hesap verilemezlik demektir. Böyle bir ortamda ekonomi büyümez. Biz yıllarca bunlara mahkûm edildik ve faturayı bütün toplum ödedi.

RÖPORTAJIN TAMAMIMI AKSİYON DERGİSİNDE

JCR Türkiye’nin kredi notunu yükseltti

Japon kredi derecelendirme kuruluÅŸu JCR Türkiye’nin kredi notunu, Türkiye’nin, küresel mali krizde, dış ÅŸoklara karşı gösterdiÄŸi dayanaklılığı nedeniyle yükseltti.

Japon kredi derecelendirme kuruluÅŸu JCR, Türkiye’nin kredi notunu, BB(-)’den, BB’ye yükseltti.

KuruluÅŸ, kredi notu artırımına esas olarak, Türkiye’nin, küresel mali krizde, dış ÅŸoklara karşı gösterdiÄŸi dayanaklılığı gösterdi.

JCR, Türkiye’nin kredi notuna iliÅŸkin ekonomik görünümünün ise duraÄŸan olarak açıkladı.

30 Ocak 2010

Yazan: FiLiZ

Kategori: Gündem

Etiketler:

BAŞBAKAN HESABI YUMURTA, EKMEK VE YAĞ İLE YAPTI!..

Ekonomideki iyileÅŸmeyi mutfak harcamasıyla kıyaslayan ErdoÄŸan annelere seslendi: “7 yıl önce asgari ücretle kaç yumurta, ekmek, ne kadar un, yaÄŸ alıyordun. Bugünle karşılaÅŸtır. Asıl ölçü bu, diÄŸerlerinin hepsi yalan”

BaÅŸbakan Tayyip ErdoÄŸan, yılın ilk Ulusa SesleniÅŸ konuÅŸmasında “2010 içinde dünyada yaÅŸanabilecek her türlü geliÅŸmeyi yakından takip ederek, reel sektörümüzü desteklemeyi sürdüreceÄŸiz’ dedi. Türkiye’nin, dünyada bu krizi en az hasarla atlatan ülkeler arasında olduÄŸunu ifade eden ErdoÄŸan ekonomideki iyileÅŸmeyi mutfak harcaması ile deÄŸerlendirdi ve annelere seslendi: “Anneler; 7 yıl önce asgari ücretle evine kaç yumurta, ekmek, ne kadar peynir, un, yaÄŸ, pirinç alıyordun. Bugünle karşılaÅŸtır. Çok daha fazlasını bugün alıyorsun. Asıl ölçü bu, diÄŸerleri hepsi yalan.”

 

‘POPÜLİZM YAPMAYACAÄžIZ’

Hükümet olarak, göreve ilk geldikleri günden bu yana çalışan kesimleri enflasyona ezdirmemek için azami hassasiyet gösterdiklerini vurgulayan ErdoÄŸan, “İnÅŸallah hiçbir çalışanımızı enflasyona ezdirmeyeceÄŸiz. SaÄŸlam gideceÄŸiz ama sürekli üstüne koyarak gideceÄŸiz” dedi. Emekli ücretlerine zammın maliyetinin 3.4 milyar lira olduÄŸunu anımsatan ErdoÄŸan “Popülist davranarak paraları dağıtırsak bedeli ağır olur” diye konuÅŸtu. BaÅŸbakan ErdoÄŸan, “Ulusa SesleniÅŸ”konuÅŸmasında, ekonomik geliÅŸmelere yönelik ÅŸu mesajları verdi:

REEL SEKTÖRE DESTEK: Türkiye, dünyada krizi en az hasarla atlatan ülkeler arasında. Yine de sektörde bu olumsuz küresel şartların etkilerini hissettik. Bu yılda reel sektörümüze destek olmaya devam edeceğiz.

ESNAFIN YANINDAYIZ: Esnafa verilecek düşük faizli kredi tutarı yüzde 42.5 artırılarak, 392 milyon lira oldu. İşverenin ödediÄŸi sosyal güvenlik priminden yaptığımız 5 puanlık indirim için 2010 bütçesinde yaklaşık 4 milyar liralık ödenek öngördük. Yatırımı ve istihdamı teÅŸvik etmek için bu yıl 720 milyon lira kaynak ayrıldı. İhracat destekleri için Destekleme Fiyat İstikrar Fonu’na 604 milyon lira tahsis ettik.

ANNELERE SESLENDİ: Ne olur, anneler; 7 yıl önce asgari ücretle evine kaç tane yumurta, ekmek, ne kadar beyaz peynir, un, yağ, pirinç alıyordun, aynı aldığın ürünle bugünkünü karşılaştır. Göreceksin ki hemen hemen tamamında çok daha fazlasını bugün alıyorsun. Asıl ölçü bu, diğerlerinin hepsi yalan.

GAP’A ÖNCELİK: GAP kapsamındaki yatırımlara öncelik vermek kaydıyla 2009′da 3.3 milyar lira tutarında bir kaynak yatırıma dönüştürülecek. Proje kapsamında ayırdığımız kaynak tutarı böylece 4 milyar lirayı buluyor.

 

‘EMEKLİ İÇİN İMKÂNLARI ZORLADIK’

EMEKLİLERE ZAM: Çalışan kesimleri enflasyona ezdirmemek için azami hassasiyet gösterdik. Bu yılın başında 7 milyonu 327 bin 800 emeklimizin aylığını günün şartlarına göre yeniden belirledik. Yılın ilk 6 ayı için en düşük emekli aylığı yüzde 20.4, en yüksek emekli aylığı da yüzde 4.5 arttı. Bu sürede en az 63 lira, en çok 101 lira artış olacak. Yılın tamamında ise emekli maaşlarına en az 74 lira, en çok 172 lira artış yapıyoruz.

MALİYET 3.4 MİLYAR: Bu iyileştirmelerin kamuya yıllık ek maliyeti 3 milyar 42 milyon lira gibi ciddi ve önemli bir rakam. İmkânlarımızı sonuna kadar zorladık. Biz elbette bundan çok daha iyisini çalışanlarımıza, emeklilerimize verelim istiyoruz.

BaÅŸbakan’dan TEKEL’i çözün talimatı

Türk-İş Genel Merkezi önündeki bekleyiÅŸlerini 45 gündür sürdüren TEKEL işçileri adına Türk-İş yetkilileri BaÅŸbakanlık’ta ErdoÄŸan ile görüştü. Türk İş BaÅŸkanı Kumlu, görüşmeyle ilgili ÅŸunları söyledi.

Türk-İş Genel BaÅŸkanı Mustafa Kumlu, TEKEL işçilerinin sorunu ile ilgili olarak, ”Hükümet tarafından yapılacak çalışmayı görmeden, kendilerinin de BaÅŸbakan Recep Tayyip ErdoÄŸan’ın da birÅŸey söylemesinin mümkün olmadığını” söyledi.

Kumlu, BaÅŸbakan ErdoÄŸan’ın Türk-İş yöneticilerini kabulünün ardından, BaÅŸbakanlık Resmi Konutu’ndan ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Mustafa Kumlu, bir gazetecinin, ”Bugünkü görüşmeden sonra umutlu musunuz?” sorusu üzerine, ”Åžu iki saatlik görüşme bile bu iÅŸin nasıl yürüdüğünü gösteriyor. Onun için burada ‘umutluyuz, olumlu, olumsuz’ ifadelerini kullanıp, sonradan bir olumsuzluk olursa yanlış anlaşılır. Onun için biz çalışmayı görmeden, bizim de Sayın BaÅŸbakan’ın da birÅŸey söylemesi mümkün deÄŸil. Çalışmayı gördükten sonra sizlerle tekrar paylaşırız” dedi.

Bir gazetecinin, ”Bu çalışmanın içeriÄŸini bizlerle paylaşır mısınız” sözleri üzerine Kumlu, çalışmanın içeriÄŸini paylaÅŸamayacaklarını çünkü çalışmanın içeriÄŸinin ne olacağının belli olmadığını ifade etti.

Türk-İş Genel BaÅŸkanı Kumlu, ”TEKEL işçilerinin Türk-İş önündeki eylemlerinin devam edip etmeyeceÄŸi” yönündeki soru üzerine de ÅŸunları söyledi:

”Neticeyi almadan oradaki insanlara birÅŸey söyleyemeyiz. Bu neticeyi aldıktan sonra. Sayın BaÅŸbakan’ın onun için ‘üç beÅŸ gün içerisinde bu iÅŸi halledin’ demesinin nedeni de bu. Yani ‘çalışmayı bitirin’. O çalışmayı gördükten sonra biz arkadaÅŸlarımızla oturup, sizinle, onlarla ‘arkadaÅŸ durum bu’, ‘gidin’ mi diyeceÄŸiz, eyleme ‘devam edin’ mi diyeceÄŸiz? Orada belli olacak. Bundan baÅŸka söyleyeceÄŸim birÅŸey yok.”

”4C’den geri dönüş var mı?” sorusuna Kumlu, ”4C midir, 4B midir? Mevcut bizim ÅŸartlarımızı, bizim düşüncelerimizi biliyorsunuz. ArkadaÅŸlarımızın özlük haklarıyla baÅŸka kamu kurum kuruluÅŸlarına aktarılmaları. Ama bu bir maliyet gerektiriyor. Bunların hesabı kitabı yapılacak. 4C mi olacak, 4B mi olacak? Bununla ilgili yorum yapmak yanlış olur” yanıtını verdi.

Türk-İş Genel BaÅŸkanı Kumlu, baÅŸka bir soru üzerine de BaÅŸbakan ErdoÄŸan ile görüşmesinin saat 18.00′de baÅŸladığını, daha sonra görüşmeye bakanların da katıldığını söyledi.

Kumlu, daha sonra TEKEL işçilerinin eylemlerine devam ettiÄŸi Türk-İş Genel Merkezi’ne giderek, işçilere görüşme konusunda bilgi verdi.

Türk-İş Genel BaÅŸkanı Mustafa Kumlu, TEKEL işçilerinin sorunu ile ilgili olarak, ”Bir çalışmayı gerektiriyor. Bu anlamda önümüzdeki hafta sonuna kadar bu çalışmanın neticesini görünce Sayın BaÅŸbakan bizi tekrar çağıracak, oturup deÄŸerlendireceÄŸiz” dedi.

Kumlu, BaÅŸbakan Recep Tayyip ErdoÄŸan’ın Türk-İş yöneticilerini kabulünün ardından, BaÅŸbakanlık Resmi Konutu’ndan ayrılırken basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

BaÅŸbakan ErdoÄŸan ile 45 gündür sokakta, soÄŸukta, ayazda, kadın-erkek, Türk-İş önünde eylem yapan arkadaÅŸlarının sıkıntılarını iki saat konuÅŸtuklarını ifade eden Kumlu, ErdoÄŸan’ın Maliye Bakanı Mehmet ÅžimÅŸek ile Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’ya talimat verdiÄŸini ve onların da görüşmeye katıldıklarını söyledi.

Türk-İş Genel BaÅŸkanı Kumlu, ”Onlar da geldiler, beraberce onlarla da müzakere ettik, ne yapılabilirliÄŸi konusunda. Tabii bir çalışmayı gerektiriyor. Bu anlamda, önümüzdeki hafta sonuna kadar bu çalışmanın neticesini görünce Sayın BaÅŸbakan bizi tekrar çağıracak, oturup deÄŸerlendireceÄŸiz” diye konuÅŸtu.

ÇALIŞMA PAZARTESİ BAŞBAKANA SUNULACAK

Türk-İş Genel BaÅŸkanı Mustafa Kumlu, Maliye Bakanı Mehmet ÅžimÅŸek ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın, TEKEL işçilerinin sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalarını pazartesiye kadar BaÅŸbakan Recep Tayyip ErdoÄŸan’a sunacaklarını bildirdi.

Başbakan Erdoğan ile görüşmesinin ardından Türk-İş Genel Merkezine gelen Kumlu, binanın balkonundan işçilere hitaben konuşma yaptı.

Kumlu, 45 gündür eylemlerini sürdüren işçilere sabır ve anlayışlarından dolayı teÅŸekkür etti. Türk-İş olarak herÅŸeyleriyle işçilerin yanında olduklarını ifade eden Kumlu, ”Zaman zaman, ‘Kumlu istifa’ denilmesine raÄŸmen, hiç yadırgamadım. Bu bizim görevimiz” dedi.

BaÅŸbakan ErdoÄŸan’la TEKEL işçilerinin sorunları hakkında yaklaşık iki saat görüştüklerini belirten Kumlu, şöyle devam etti:

”Sayın BaÅŸbakan, Maliye Bakanı ÅžimÅŸek ve Devlet Bakanı Yazıcı ile oturduk. Bizim taleplerimiz belli. Bizim talebimizin ne olduÄŸunu 45 gündür seslendiriyoruz. Mevcut ÅŸartlarımızla baÅŸka kamu kurum ve kuruluÅŸlarına aktarılmak istediÄŸimizi paylaÅŸtık. Sayın BaÅŸbakan bu iki bakana talimat verdiler. ‘Pazartesiye kadar benim önüme çalışmalarınızı getirin. Sonra Türk-İş yöneticileriyle bir araya gelelim’ dediler. Pazartesiye kadar Maliye Bakanımız ve Devlet Bakanımız çalışacaklar. Sayın BaÅŸbakanımızın önüne getirecekler. Sonra bizi çağıracak, oturup görüşeceÄŸiz. Ve İnÅŸallah saÄŸ selamet sizleri evinize göndermeye çalışacağız.”

BaÅŸbakan ErdoÄŸan ile görüşmesinin ardından yaptığı bazı açıklamaların yanlış anlaşıldığını da ifade eden Kumlu, işçilere, ”Görüşmenin neticesini almadan size, ‘Bırakın gidin’ diyemiyorum. Olumlu bir ÅŸekilde bu neticeyi alıp sizlerin saÄŸ salim çoluÄŸunuza çocuÄŸunuza kavuÅŸmanızı temin etmeye çalışıyoruz” diye konuÅŸtu.

-NOTLAR-

Bu arada, Kumlu’nun BaÅŸbakanlık Resmi Konutu’ndan ayrılışı sırasında yaptığı açıklamayı televizyondan takip eden işçiler, hükümet aleyhine slogan attı. İşçilerden bir kısmı açıklamayı tatmin edici bulmazken, bir kısmı ise BaÅŸbakan ErdoÄŸan ile Kumlu arasındaki görüşmenin ‘’sorunun çözümü için bir umut ışığı olduÄŸu” görüşünü dile getirdi.

Öte yandan, Türkiye Gazeteciler Sendikası üyeleri işçilere çorba ve salep dağıttı.

AA

sohbet
sohbet kanalları
sohbet
chat
sohbet kanallari

« Önceki yaz?lar